Home / SineKritik / Arrival – Gelecekler, Geliyorlar, Geldiler…

Arrival – Gelecekler, Geliyorlar, Geldiler…

v1-bjsxmtczmzg0o2o7mtcxntg7mtiwmds1nzywozm4nda

Beyazperdede uzaylıların gezegenimizi ziyareti hikayesini sayısız kez bir çok farklı açıdan izledik. Kimi zaman gezegenimizi ele geçirip hepimizi öldürmek, soyumuzu kurutmak isterken, kimi zaman da buralara gelip de kölemiz olduklarına şahit olduk. Independence Day’den War of the Worlds’e, Contact’ten District 9’a kadar uzanan zengin bir liste karşımıza çıkar mevzu bahis uzaylı ziyareti olduğunda. Bir gün dünya dışı varlıkları gerçekten görebilecek miyiz ya da bazılarının iddaa ettiği üzere zaten aramızdalar mı bunlar hep soru işareti.

Konuyu daha fazla karıştırmadan mevzubahis filmimize gelelim. Denis Villeneuve ile 2010 yılında Kanada adına Oscar adayı olan filmi Incendies ile tanıştım. Kusursuz bir kariyerin ayak sesleri sayılabilecek o filmin sonrasında çektiği Prisoners ve Enemy ile tüm kritiklerden yüksek puan almayı başarmıştı. Villeneuve’ün geçen yıl çektiği Sicario ile belki de kariyerinin en üst noktasına geldiği düşünülüyordu ki Ted Chiang’ın 2000 yılında yazdığı kısa hikayesi “Story of your Life” dan uyarladığı Arrival ile ortalığı karıştırdı. İlk gösterimi Venedik Film Festivali’nde yapılan Arrival gösterim ardından dilden dile dolaşıp herkesin bu yılın en iyi filmlerinden biri olarak kabul etmeye başladığı bir yapım oldu.

 

v1-bjsxmtk5ndawo2o7mtcxntg7mtiwmds1nzywozm4nda

 

Kısaca filmin hikayesine girmeden önce bir bilgi vermek isterim. Arrival kısa özeti ile ürünün tamamı arasında dağlar kadar fark olan filmlerden. Ben de kimsenin deneyimini bozmamak adına spoiler vermeden anlatmaya çalışacağım. Bir sabah dünyanın 12 farklı yerine 12 adet bilinmeyen uzay cismi iniş yapar. Yetkililer iletişim kurabilmek ve ne amaçla geldiklerini anlayabilmek adına dilbilimci Louise Banks (Amy Adams) ve fizikçi Ian Donnely (Jeremy Renner)’nin yardımına başvurur. İkili Amerika’daki uzay gemisine giderek araştırmalara başlar. En önemli amaçları uzaylılar ile ortak bir dilde buluşup dünyaya geliş amaçlarını öğrenmektir. Doğruyu söylemek gerekirse Arrival hakkında bundan daha fazla bilgi vermeye kıyamıyorum çünkü gerçekten izleyip de görmeniz üzerine saatlerce kafa yormak gereken bir film olmuş.

Bu tarz uzaylı ziyareti filmlerinde hep en garibime giden şey insanların hemen böylesi bir olayı içselleştirip gayet normal bir olaymış gibi davranmaları olmuştur. Arrival bu konuda da muadillerinden ayrılan bir yapım. Banks ve Donnely’nin ilk kez uzay aracına gittikleri sahnede o şaşkınlık ve heyecanı o kadar doğaldı ki sanırım hiç bir uzaylı ziyareti filminde buna rastlamadık. Bu arada Arrival’a uzaylı ziyareti filmi diyerek basitleştirmeyelim çünkü baya köküne kadar bir bilim kurgu filmi. Dilin ve iletişimin en önemli araç olduğuna inanan Banks’ın bakışıyla izlediğimiz iletişim çabaları sırasında kendi aralarında anlaşamayan dünya ülkelerini görüyoruz. Bu uzaylı araçlarına ne yapmak gerektiği konusunda bir türlü ortak bir noktada buluşamayan büyük dünya liderleri bir yandan da kendi aralarında bir savaşın eşiğine geliyor. Filmimiz bu noktada birden fazla katmana ve mesaja sahip aslına bakarsanız. Bir gün böyle bir olay olursa politik olarak ne yaparız sorusunu soruyor ve izleyicide uzaylılar saldırmadan kendi kendimizi bile yok edebiliriz endişesi yaratıyor.

Banks’in iletişim çabaları sırasında özellikle zaman ve gerçeklik algısının karmakarışık olmasını filmin sonuna denk tam anlayamasak da bir bilim kurgu finali olarak oldukça tatmin edici bir yere bağlanıyor. Filmin finali özellikle zaman konusunda izleyene sağlam bir beyin egzersizi yaptırıyor. Burada ister istemez benzer amaçlarla yola çıkmış yine çok iddialı bir bilim kurgu filmi olan Interstellar ile bir karşılaştırma yapmak durumunda kalıyoruz. Doğruyu söylemek gerekirse her ne kadar çok büyük bir hayranı olsam da Nolan’ın Interstellar’da tam olarak meramını anlatamadığını düşünüyorum. Arrival bu açıdan Interstellar’dan bir kaç gömlek üstün bir film olmuş. Hatta biraz küstahlık yapacağım ama 2001: A Space Odyssey kalibresinde olduğunu söyleyeceğim. Bir uzaylı istilasının, bir iletişim çabasının duygusal boyutunu bu denli iyi yansıtıyor olması çok büyük başarı. Ayrıca yönetmen Villeneuve’ün ağır ağır içimize işleyen mükemmel kareler ile büyüleyici bir deneyim yaşattığını da belirtmemiz gerekiyor.

 

v1-bjsxmze0nzgzo2o7mtcxnja7mtiwmds1nzywozm4nda

 

Filmin özellikle duygusal olarak bu kadar yoğun olmasındaki aslan payını Amy Adams’a verebiliriz. Yıllar içerisinde kendine hep geliştiren bir oyunculuk yolculuğunda olan Adams, bu filmde böyle bir durumda olan bir sade vatandaşın hayretini, şaşkınlığını, sinirini, hüznünü perdeye mükemmel yansıtmış. Tabi burda yönetmen Villeneuve’ün hakkını verelim çünkü şimdiye kadar çektiği her filmde oyuncularından maksimum verim almayı başardı. Prisoners’da Hugh Jackman, Enemy’de Jake Gylenhaal, Sicario’da Emily Blunt hep üst düzey oyuncu performansları sergiledi ki söylediğimiz gibi burada yönetmenin payı büyük.

 

 Arrival bu yıl her ödül töreninde fazlasıyla adını duyacağımız, üzerine sayfalarca yazılabilecek, saatlerce tartışılabilecek bilim kurgu severler için hazine niteliğinde bir film. Abartmadan söylüyorum bir Kubrick, bir Spielberg seviyesinde. Yılın da en iyi bir kaç filminden biri.

 

About ozgur

Bunu kaçırmayın

Manchester by the Sea – Kederli Şehir

Akademi bağımsız yapımlara, Sundance harikalarına her geçen sene daha fazla ilgi gösterip adaylıklar veriyor. Tüm …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir