Home / SineKritik / Ben, Daniel Blake

Ben, Daniel Blake

Filmlerin sadece film olmadığına, insanlığın iyiliği için toplumsal sorunlara da parmak basması gerektiğine inanan efsanevi İngiliz yönetmen Ken Loach’un yeni işçi sınıfı dramasını Filmekimi kapsamında izleme şansı buldum. Bu yıl Cannes film festivalinde büyük ödüle layık görülen Ben Daniel Blake ile bir İngiliz marangoz üzerinden evrensel konulara dokunuyor. Doğrusu bu filmin Cannes’da ödül almış olması beni oldukça şaşırttı çünkü genelde Cannes jürileri alengirli, zor izlenen filmlere ödül vermeyi severler. Uncle Boonmee faciası hala gözümün önünden gitmiyor mesela ki o filmi sonuna kadar izlemeyi başaran oldu mu diye hep merak ederim.

daniel

Kahramanımız Daniel Blake 59 yaşında Newscastle’da yaşayan bir marangozdur. Geçirdiği kalp krizi sonrası iyileşmeye başlamış olsa da doktoru izin vermediği için işine dönememektedir. Ne saçmadır ki bu süreçte ona maaş ödemesi gereken devlet kurumu ise kendisinin çalışmasına herhangi bir mani olmadığına hükmettiği için bir iş bulması gerektiğini öğrenir. Haftada 35 saat iş arıyor olması karşılığında ufak bir ödeme alabileceği gerçeğiyle yüzleştikten sonra son derece sıkıntılı bir dönem başlar. Aslına bakarsanız bizim memleketten hiç de yabancı olmadığımız bir sarmal içerisinde oradan oraya savrulmaya başlayıp bürokrasi yüzünden hayattan bezme noktasına gelinen bir hikaye Ken Loach’un anlattığı.

Arada Daniel’ın yine aynı şekilde fakirlik ödeneği almaya çalışan 2 çocuk annesi Katie ile karşılaşması ve kendini yapabildiği kadar da olsa ona yardım etmeye adaması da amaçsız kaldığı anlarda tutunacak bir dal olarak görmesine güzel bir örnek. Katie’nin çocukları ile kısa zamanda kurduğu dede-torun ilişkisi Daniel’a zor zamanlarında hayat ışığı olurken işlerin bir türlü düzenene girmemesi hem Daniel’ı hem izleyiciler olarak bizleri bunalıma sürüklüyor. Daniel’ı canlandıran Dave Johns rolüne öyle cuk oturmuş ki daha ilk beyazperdede gördüğünüz anda kendisi ile empati kuruyorsunuz. Her gittiği devlet dairesinde nazi-vari çalışanlar tarafından terslenip zilyon bürokratik engel karşısında çektiği sıkıntıları onunla beraber hissetmemizi sağlayan bir oyunculuk performansı sergilemiş. Bu filmde en dikkat çekici mevzu aslına bakarsanız biz farklı millet insanları için. Sonuçta İngiltere dediğimiz dışarıdan bakıldığında dünyanın en sağlam eğitim-sağlık-sosyal güvenlik sistemlerinden birine sahip bir ülke olarak görülür. Lakin yönetmen Loach bunun aslında böyle olmadığını, makineleşen/otomatikleşen dünyada insan faktörünün devreden çıkarıldıkça olanın yine insana olacağını gösteriyor.

daniel2

Filmin en çok dikkatimi çeken –ki Ken Loach’un da bilerek dokunduğu- yönü ise insanın, insanlığın hala ölmediğine dair umudu. Bir çok çaresiz anında Daniel Blake’in yardımına başlarım böyle sisteme diyen insanların koşuyor olması insanlıkta halen umut olduğunu bizlere gösteriyor. Daniel’ın modern dünyanın zorluklarını aşmaya çalışmasında tanıdığı tanımadığı insanların ona yardım ediyor olması, mesela gittiği kütüphanede internet kullanabilmesi için tamamen yabancı insanların ona yardımı, onun Katie ve 2 çocuğuna elinde pek bir şey olmamasına rağmen yardım ediyor olması güzel ayrıntılar olarak göze çarpıyor. Bu arada Katie demişken değinmeden geçemeyeceğim yemek dağıtım yerindeki sahne kadar vurucu bir sahne uzun süredir izlememiş olabilirim. İzleyince ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Usta yönetmen Ken Loach’un bürokrasinin insan faktörünü gözardı ettiği durumlarda ne denli bir canavara dönüşebileceğine örnek olarak çektiği Ben, Daniel Blake aldığı tüm ödül ve övgüleri hak eden her şeye rağmen başını dik tutmaya çalışan insanlara selam çakan harika bir film.

About ozgur

Bunu kaçırmayın

Manchester by the Sea – Kederli Şehir

Akademi bağımsız yapımlara, Sundance harikalarına her geçen sene daha fazla ilgi gösterip adaylıklar veriyor. Tüm …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir