Home / SineKritik / Hell or High Water – Çocuklarımız İçin Yaptığımız Şeyler

Hell or High Water – Çocuklarımız İçin Yaptığımız Şeyler

mv5bmtk0mtywndi4mf5bml5banbnxkftztgwnjm0njc3ote-_v1_sy1000_sx1500_al_

2016 yılının en çok gişe yapan bağımsızı, hemen hemen izleyen herkesin methiye düzmeye doyamadığı Hell or High Water filmini sonunda izleme fırsatı buldum. Yönetmen David Mackenzie’nin Taylor Sheridan senaryosundan uyarladığı film yıldızlar takımı bir kadroya sahip olmanın da etkisiyle izleyeni büyüleyen bir yolculuğa çıkarıyor.

Toby ve Tanner kardeşler annelerinin banka tarafından ipotek koyulan arazisini geri alabilmek için aynı bankanın şubelerini soymaya niyetlenirler. Amaç ipoteki kaldırıp, arazideki petrolü çıkarıp Toby’nin iki oğlunun geleceğini kurtarmaktır. Bu soygunlar esnasında peşlerine Teksas korucuları Marcus ve Alberto düşer ve hikaye başlar. Anlayacağınız üzere hikaye kağıt üzerinde oldukça klişe gözüküyor. Gelgelelim iyi film dediğimiz şey ana hikayenin nasıl sunulduğu, izleyene nasıl hissettirdiği üzerinden değerlendirilmez mi? Hell or High Water’da bu klasik hikayeyi iki kardeş ve iki korucu üzerinden mikrodan makroya düzen eleştirisi ile bezeyerek sunuyor.

Sırayla gidersek yönetmen Mackenzie müthiş Teksas manzaraları eşliğinde harika kareler yakalamış film boyunca. Hikayeyi hiç acele etmeden adeta nakış gibi işleyerek modern bir western filmine dönüştürmüş. Bir yanda kadeşlerin hikayesini, Teksas fakirliğini hepimizin bankalar tarafından esir alınmış köleler olduğumuzu hatırlatarak anlatırken, korucular üzerinden de kızılderili ırkçılığına dokundurmalar yapıyor. Özellikle korucular Marcus ve Alberto’nun otel odasında kızılderili muhabbeti tekrar tekrar izlemeye değer.

Aslına bakarsanız filmdeki her diyalog son derece özenle yazılmış ve derinlikli. Aynı şekilde 4 ana karakter de son derece derinlikli resmedilmiş. Mesela küçük kardeş Toby, abisinden daha mantıklı ve insaflı olarak gözükürken kendisine duyduğumuz sempatinin sınırlı kalmasını, sonuçta bir suçlu olduğunu hem kendine hem biz izleyicilere hatırlatarak sağlaması son derece başarılı. Tabii ki Sheridan’ın keskin zeka ürünü, janra yepyeni bir soluk getiren senaryosunun da hakkını fazlasıyla vermemiz gerekiyor. Fakir Amerika’yı, sistemden umudunu kesmiş insanları hikayenin arka planına yerleştirip mesaj dolu bir senaryo ortaya çıkarmış.

HR6A2779.CR2

Kardeşleri oynayan Chris Pine ve Ben Foster’ın mükemmel performans sergilediklerini söylemek zorundayız. Özellike Pine bir çok sahnede yürek sızlatan bir oyunculuk gösteriyor. Korucu rolünde Jeff Bridges başkanımız ile ilgili yorum yapmak haddimize olmasa da kendisini beyazperdede izlediğimiz her an bir nimet. Jeff Bridges konuşsun biz izleyelim hiç durmadan. Belirttiğim gibi Bridges’in diğer korucu rolünde oynayan Gil Birmingham’a takıldığı sahneler filmin en keyifli anları.

Filmin müzikleri için de ayrıca bir parantez açalım. Nick Cave imzası taşıyan harika müziklere sahip film. Biter bitmez Spotify’da şarkıları ararken buldum kendimi.
Filmin fazlaca Coen havası taşıdığını söylemek isterim. Yanlış anlaşılmasın bu söylediğim kesinlikle pozitif yönde. Film bana muhteşem bir Coen kardeşler filmi olan No Country for Old Men’i fazlaca anımsattı. Günün sonunda çocuklarımızın geleceği için ne yapmayız sorgulatan, ağır ağır işleyen fakat kesinlikle sıkmayan taş gibi bir film Hell or High Water.

About ozgur

Bunu kaçırmayın

Manchester by the Sea – Kederli Şehir

Akademi bağımsız yapımlara, Sundance harikalarına her geçen sene daha fazla ilgi gösterip adaylıklar veriyor. Tüm …

Bir yorum

  1. Filmekimi`nde beğendiğim filmlerden biriydi. Diğeri de Toni Erdmann idi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir